Böyle Yaşamak Zorunda Olmadığımı Hatırladığımda Neler Yapıyorum?
- İrem Çekiç İncesu

- 5 Mar
- 2 dakikada okunur

Bazen günlerin içine öyle bir dalıyoruz ki, stres, koşturmaca ve zihnimizdeki o bitmek bilmeyen gürültü bizim "normalimiz" haline geliyor. Omuzlarımız kulaklarımıza kadar çıkmış, nefesimiz göğsümüzde sıkışmış bir halde yaşayıp gidiyoruz. Ve en ilginci ne biliyor musun? Çoğu zaman bu acıya, bu sıkışmışlığa mecbur olduğumuzu sanıyoruz.
Ta ki o sihirli cümleyi hatırlayana kadar:

"Bir dakika ya... Ben böyle yaşamak zorunda değilim."
Bu cümleyi kendime hatırlattığım o an, aslında otomatik pilottan çıkıp direksiyonu elime aldığım andır. Peki, kendimi çok stresli, kaybolmuş ya da tükenmiş hissettiğim o günlerde, bu "zorunda olmama" halini bedenime ve zihnime nasıl kanıtlıyorum? Dışarıdaki kaosu susturup, kendime geri dönmek için uyguladığım küçük bir ilk yardım çantam var.
İşte "kendimle aramı düzelttiğim" o anlarda yaptıklarım:
1. Tütsü Yakmak ve Alanı Temizlemek Bu sadece güzel bir koku meselesi değil. Bir tütsü yakmak, zihnime "Şu an bir şeyler değişiyor, yeni ve temiz bir alana geçiyoruz" mesajı veriyor. O dumanın süzülüşünü izlemek bile sinir sistemimi yavaşlatmaya yetiyor.
2. Kısa Bir Meditasyon ile Yere Basmak Uzun uzun, saatlerce oturmaktan bahsetmiyorum. Sadece 5-10 dakika gözlerimi kapatmak, ayak tabanlarımın yeri hissettiğinden emin olmak ve sadece nefesime odaklanmak. Dışarıdaki rüzgar ne kadar sert eserse essin, içimdeki o güvenli, fırtınasız merkeze inmeme yardım ediyor.
3. Yazı Yazmak (Zihin Boşaltımı) Kafamın içinde dönüp duran o endişeleri, korkuları ve stresi serbest bırakmanın en iyi yolu onları kağıda dökmek. Zihnimdeki o karmaşık yumak, kalemin ucundan kağıda döküldüğünde çözülüyor. Yazdıkça hafifliyor, yazdıkça o düşüncelerin bana ait olmadığını, sadece gelip geçici bulutlar olduğunu fark ediyorum.
4. O Can Alıcı Soruyu Sormak Tüm bu ritüelin sonunda, belki de en iyileştirici kısmı kendimle yaptığım o küçük "istişare" anı. Elimi kalbime koyup kendime şu soruyu soruyorum:
"Bugün gerçekten nasılsın?"

Bunu okurken lütfen bir an dur ve düşün: Bunu en son ne zaman kendine sordun? Başkalarının nasıl olduğunu, ne hissettiğini, onlara nasıl yardım edebileceğini düşünmekten yoruldun biliyorum. Ama sen nasılsın?
O an içimden ağlamak geliyorsa ağlıyorum, öfkeliysem öfkemi kabul ediyorum. Kendimi yargılamadan, sadece şefkatle dinliyorum. Çünkü biliyorum ki; kendi acısını şefkatle dinlemeyen biri, başkasının yarasına da merhem olamaz.
Hayat her zaman dikensiz gül bahçesi olmayacak. Zorluklar, stresli günler hep kapımızı çalacak. Ama o kapıyı nasıl açacağımız bizim seçimimiz. Acının ıstıraba dönüşmesini engellemek, tam da o anlarda "Böyle hissetmeye ve bu kaosta kaybolmaya mecbur değilim" diyebilmekten geçiyor.
Eğer bugün kendini sıkışmış hissediyorsan, bu yazı senin işaretin olsun. Derin bir nefes al ve hatırla: Böyle yaşamak zorunda değilsin. Seçim senin. 🌿
Gökyüzü her zaman kapalı ve bulutlu olmayacak; bulutların arkasındaki güneşi ve gecenin sonundaki sabahı hatırlamanız niyetiyle... ☀️
Sevgiyle.




Yorumlar