top of page

Aşk Sandığım Şey Aslında Sinir Sistemimin Bir Çığlığıymış: "Benlik Farklılaşması" ile Tanışmam

Yıllarca aşkı, kalbimin ortasında hissettiğim o ince sızı sandım. Birine ne kadar çok "muhtaçsam", onu o kadar çok seviyorum zannettim. Telefonun ekranı karardığında içimde yükselen o panik dalgasını, "tutku" diye etiketledim.

Oysa gerçeği öğrendiğimde, üzerimden koca bir yük kalktı: Sorun sevgimin büyüklüğü değil, "Benlik Farklılaşması" (Differentiation of Self) seviyemin düşüklüğüymüş.



İç İçe Geçmek: Aşk mı, Biyolojik Bir Yanılgı mı?

Murray Bowen’ın Aile Sistemleri Teorisi’nde buna "Füzyon" (Fusion) yani "İç İçe Geçme" deniyor. Eskiden ilişkilerimde tam olarak şöyleydim:

❌ O gün o mutsuzsa, benim dünyam başıma yıkılırdı.

❌ Bana biraz soğuk davransa, fiziksel olarak yok oluyormuşum gibi hissederdim.

❌ Onun onayı yoksa, benim de bir değerim yoktu.


Sinir sistemim, partnerimi benim bir uzvum, hayatta kalmam için zorunlu bir parçam sanıyordu. O uzaklaştığında kolum kopmuş gibi "fiziksel" bir acı çekmemin sebebi buydu. Bu romantik bir film sahnesi değil, düpedüz biyolojik bir bağımlılıktı. 🧠


Bedenime Yeni Bir Dil Öğrettim: Nöro-Somatik Dengeleme

Bunu fark ettiğimde, çözümün zihnimde değil, bedenimde olduğunu anladım. Kendime şu cümleleri, sadece söylemekle kalmayıp bedenimde hissederek fısıldadım:

"Derin bir nefes al... O orada, ben buradayım. Biz iki ayrı bütünüz." "O şu an öfkeli olabilir, bu onun duygusu. Ben şu an güvendeyim." "Sınırlarım beni ondan ayırmaz, beni 'ben' yapar ve ilişkiyi sağlıklı kılar."🌿

Dönüşüm Bir Anda Olmadı

Ancak dürüst olmalıyım; bunları söyleyebilmemin ve düşünceme otomatik olarak gelmesinin zaman aldığını bilmenizi isterim. Hatta o ilişkinin içindeyken bile durumu tam olarak idrak edememiştim. Bilinçaltım durumun farkında olduğu için sürekli sorun çıkarmaya başlamıştı. Son zamanlarda ben ayrılamadığım için, istemsizce onun benden ayrılmasını sağlayacak şeyler yaptım.


Ayrıldığında da direnç göstersem de; terapi desteği, farkındalıklarım ve yoga sayesinde direncim kırıldı ve akışa geçebildim. Ama bu öyle bir anda olmadı. İlk zaman çok üzüldüm, acı çektim; sonrası ise nötr bir hissizlikti. Hatta ağlamak bile gelmediği için içimden "bende bir sorun mu var?" diye düşündüm. Ama terapistim, ayrılık yasını aslında ilişkinin içindeyken yaşadığım mutsuzluklarla tuttuğumu ve zihnin ayrılık sonrası rahatlamaya geçtiğini söyledi.


Sonrasındaki ilişkilerimde de acılar çektim, hatta terk eden taraf yine hep karşı taraf oldu. Ama evliliğimden bir önceki ilişkimde otomatik pilot artık devrede değildi; direksiyonu ben aldım ve içinde huzurlu, mutlu hissetmediğim ilişkimi bitirdim. 🧘‍♀️



Acı ve Istırap Arasındaki İnce Çizgi

Bunu bitirmeye bir inzivada karar verdim. 3 hafta boyunca sadece hem bedenen, hem ruhen, hem de zihnen o kadar çok içe dönüş pratikleri yaptık ki; ancak o zaman fark edebildim ne isteyip ne istemediğimi. Ve tüm bu sürecin sonunda yine üzüldüm.

Bence üzülmemeyi ya da yas tutmamayı beklememeliyiz. Hiçbir zaman üzüntü, acı ve keder yok olmayacak, onlar hep olacak. Ama acının "ıstıraba" dönüşmesini engellemek, Mindfulness pratiklerim ve içe dönüşlerim sayesinde oldu.


Kendi değerini fark etmek, öz şefkat, öz farkındalık ve öz sevgi... Maalesef ki bizim topraklarımızda bunlar çocuklukta öğretilen şeyler değildi; yetişkinlikte öğrendiğim ve öğrenmeye de devam ettiğim şeyler bunlar.


Bu yolculukta "Benlik Farklılaşması"nı biraz daha sade ve anlaşılır bir dille okumak isterseniz, Dilay Süloğlu'nun "İçimde Sakinlik Buldum" kitabını tavsiye ederim. Tam bir baş ucu ve hatırlatıcı kitabı.

Dilerim kendi zamanınızda ruhunuz ve kalbiniz özgürleşir.


Gökyüzü her zaman kapalı ve bulutlu olmayacak; bulutların arkasındaki güneşi ve gecenin sonundaki sabahı hatırlamanız niyetiyle... ☀️


Sevgiyle,

İrem



 
 
 

Yorumlar


bottom of page