İlişkilerde Beklenti, Gerçekçilik ve Ortak Alan Kurmak
- İrem Çekiç İncesu

- 6 gün önce
- 5 dakikada okunur
Sevdiğimiz insan, bizim değer verdiğimiz her şeye aynı heyecanı duymak zorunda mı?
İlişkilerde bazen farkında olmadan şöyle bir beklentiye girebiliyoruz:
“Benim sevdiğim şeyi o da sevsin.”
“Benim heyecanlandığım şeye o da aynı heyecanı göstersin.”
“Benim için önemli olan, onun için de aynı derecede önemli olsun.”
“Beni seviyorsa benim dünyama benim baktığım yerden bakabilsin.”
Bu gerçekleşmediğinde içimizde bir kırgınlık, yalnızlık ya da görülmeme hissi oluşabiliyor.
“Beni anlamıyor.”
“Benim dünyama ilgi duymuyor.”
“Anlatırken benim kadar heyecanlanmıyor.”
“Demek ki beni o kadar da önemsemiyor.”
Oysa karşımızdaki kişinin sevdiğimiz her şeye bizimle aynı yoğunlukta ilgi göstermemesi, bizi sevmediği veya önemsemediği anlamına gelmeyebilir.
Bazen yalnızca ilgi alanlarımız farklıdır. Bazen aynı konu bizi aynı yerden heyecanlandırmaz. Bazen bizim için çok anlamlı olan bir şey, karşımızdaki insanın dünyasında aynı karşılığı bulmaz.
İki insan birbirini sevse bile dünyaları birebir aynı olmak zorunda değildir.
Hatta çoğu zaman değildir.
Her konuda aynı kişi olmak zorunda değiliz
Kendi hayatımdan basit bir örnek verebilirim.
Ben felsefe konuşmayı, bazı kavramların üzerine uzun uzun düşünmeyi ve bir fikrin etrafında dolaşmayı çok seviyorum. Bir konu beni heyecanlandırdığında onu anlatmak, paylaşmak ve üzerine konuşmak istiyorum.
Fakat eşim bu konulara benim kadar ilgi duymayabiliyor.
Geçmişte belki şunları düşünebilirdim:
“Neden benim kadar heyecanlanmıyor?”
“Benim sevdiğim şey onun için neden bu kadar önemli değil?”
“Beni önemsiyorsa anlattıklarıma daha fazla ilgi göstermesi gerekmez mi?”
Bugünse bu duruma daha gerçekçi bir yerden bakabiliyorum.
Onun, benim sevdiğim her şeyi benim kadar sevmesi gerekmiyor.
Bizim başka ortak alanlarımız, başka sohbetlerimiz ve başka temas noktalarımız var. Birlikte aynı yerden heyecanlandığımız konular olduğu gibi, birbirimizden ayrıştığımız alanlar da var.
Bu nedenle mesele her zaman şu değildir:
“Benim sevdiğim şeyi o da benim kadar sevmeli.”
Belki daha gerçekçi sorular şunlardır:
Biz nerelerde buluşabiliyoruz?
Hangi konularda ortak bir heyecan kurabiliyoruz?
Farklılıklarımızı ilişkiye yönelik bir tehdit gibi görmeden taşıyabiliyor muyuz?
Çünkü sağlıklı ilişki, her konuda aynı kişi olmak değildir.
Sağlıklı ilişki; iki ayrı insanın, farklılıklarını kaybetmeden ortak bir alan kurabilmesidir.
İlgi duymamak ile değersizleştirmek aynı şey değildir
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Karşımızdaki insanın sevdiğimiz bir konuya aynı heyecanı duymaması başka, o konuyu küçümsemesi başka bir şeydir.
“Benim sevdiğim şeyi sevmiyor” ile “Benim sevdiğim şeyi değersizleştiriyor” aynı değildir.
Birincisi farklılık olabilir.
İkincisi ise incitici, ilişkiyi yoran ve sınır koymayı gerektiren bir davranış olabilir.
Bu ayrımı yapamadığımızda iki farklı uçtan birine gidebiliriz:
Ya karşımızdaki insandan bizimle aynı olmasını bekleriz ve her farklılığı sevgisizlik gibi yorumlarız…
Ya da gerçekten bizi rahatsız eden, küçülten ve değersiz hissettiren davranışları “Beklentisiz olmalıyım” diyerek görmezden geliriz.
Oysa gerçekçi bir ilişkide hem farklılıklara alan açabilir hem de kendi sınırlarımızı koruyabiliriz.
Beklentisizlik değil, gerçekçi beklenti
Benim burada bahsettiğim şey tamamen beklentisiz olmak değil.
“Hiçbir şey beklemeyeyim.”
“Hiçbir ihtiyacımı söylemeyeyim.”
“Karşı taraf ne verirse onunla yetineyim.”
“Beni rahatsız eden davranışları görmezden geleyim.”
Bunların hiçbiri sağlıklı bir beklentisizlik hâli değildir.
İlişkilerde anlaşılmak, duyulmak, değer görmek ve saygı görmek istememiz son derece doğaldır.
Fakat bir ihtiyacın bulunmasıyla, o ihtiyacın yalnızca tek bir biçimde karşılanmasını istemek arasında fark vardır.
Örneğin anlaşılmak bir ihtiyaçtır.
Ancak “Benim sevdiğim her şeyi benim kadar sevmelisin” cümlesi, anlaşılma ihtiyacının tek karşılanma biçiminin karşımızdaki insanın bizimle aynı kişi olması gerektiğini varsayar.
Oysa biri, ilgilenmediği bir konu hakkında bize şöyle de yaklaşabilir:
“Ben bunu senin kadar hissetmiyorum ama senin için önemli olduğunu görüyorum.”
Bazen ihtiyacımız olan şey, karşımızdaki insanın bizimle aynı heyecanı taşıması değil; heyecanımızı fark etmesi ve ona alan açmasıdır.
Tek bir insandan her şeyi beklemek
Romantik ilişkilerde bazen bir kişinin bizim için aynı anda birçok rolü üstlenmesini bekliyoruz.
Sevgilimiz olsun.En yakın arkadaşımız olsun. Her konuda bizi anlasın. Entelektüel sohbetlerimizi paylaşsın.Bizimle eğlensin.Bizi sakinleştirsin.Bütün duygularımıza alan açsın.Her ihtiyacımızı fark etsin.Her konuda bizi desteklesin.
Fakat bir insanın hem sevgilimiz, hem terapistimiz, hem en yakın arkadaşımız, hem entelektüel partnerimiz, hem eğlence arkadaşımız hem de her konudaki aynamız olmasını beklemek ilişkiye büyük bir yük bindirebilir.
Bu, ilişkide hiçbir beklentimiz olmaması gerektiği anlamına gelmez.
Sadece bütün ihtiyaçlarımızın tek bir insan ve tek bir ilişki üzerinden karşılanmak zorunda olmadığını hatırlatır.
Bazı sohbetleri eşimizle yaparız. Bazı konuları yakın bir arkadaşımızla paylaşırız. Bazı ilgi alanlarımızı bir toplulukta besleriz.Bazı duygularımızı ise önce kendi içimizde anlamlandırırız.
Bazen ilişkideki rahatlama, karşımızdaki insanın her ihtiyacımızı karşılamak zorunda olmadığını kabul ettiğimizde başlar.
Arkadaşlık ilişkilerinde de ortak alan değişebilir
Bu durum yalnızca romantik ilişkilerde yaşanmaz.
Arkadaşlarımızın da bizimle aynı kitaplardan etkilenmesini, aynı sohbetleri sevmesini, aynı hızda değişmesini ve aynı sosyal ortamlardan keyif almasını bekleyebiliriz.
Fakat hayat ilerledikçe herkesin aynı yöne evrilmediğini görmeye başlarız.
Biz değişiriz. Arkadaşlarımız değişir.İlgi alanlarımız değişir. Önceliklerimiz değişir.İlişkilerin biçimi değişir.
Bazı insanlarla ortak alanımız azalır. Bazılarıyla başka bir yerden bağ kurmaya başlarız.Bazı ilişkiler daha seyrek ama daha temiz bir hâle gelir.Bazıları ise hayatımızdan doğal olarak uzaklaşır.
Her ilişki, hayatımızın her döneminde aynı yoğunlukta ve aynı biçimde devam etmek zorunda değildir.
Bazen bir ilişkiyi korumak, eskiden kurduğumuz bağın aynısını sürdürmeye çalışmak değil; bağın yeni şeklini görebilmektir.
Ortak alan yalnızca ortak ilgi değildir
İlişkilerde ortak alan denildiğinde akla genellikle aynı müzikleri dinlemek, aynı filmleri izlemek veya aynı etkinliklerden hoşlanmak geliyor.
Oysa ortak alan bundan daha geniştir.
Ortak alan bazen ortak değerlerde buluşmaktır.
Birbirinize aynı yerden dürüstlükle yaklaşmak…İletişimde nezaketi önemsemek…Zor zamanlarda birbirinizin yanında kalmak…Birbirinizin kişisel alanına saygı göstermek…Farklı fikirlerin varlığını ilişki için tehdit olarak görmemek…
Bazen ortak alan şu cümlede kurulur:
“Bu konuda aynı yerde değiliz ama başka yerlerde buluşabiliyoruz.”
Bazen de:
“Ben bunu senin kadar sevmiyorum ama senin için önemli olduğunu biliyorum.”
Bu bakış, karşımızdaki insanı bizim eksik bir kopyamız gibi görmekten vazgeçmemizi sağlar.
Onu olduğu kişi olarak görmeye başlarız.
Kendimizi de daha net görürüz.
İhtiyaç mı, onaylanma beklentisi mi?
Bazen “anlaşılmak istiyorum” derken aslında tamamen onaylanmayı bekliyor olabiliriz.
Karşımızdaki insanın bizimle aynı fikirde olmamasını, bizi anlamaması olarak yorumlayabiliriz.
Oysa anlaşılmak ile onaylanmak aynı şey değildir.
Biri bizi anlayabilir ama bizimle aynı fikirde olmayabilir.
Duygumuzu görebilir ama olayı bizim yorumladığımız şekilde yorumlamayabilir.
Sevdiğimiz bir şeye aynı ilgiyi göstermeyebilir ama o şeyin bizim için anlamını fark edebilir.
İlişkilerde duygusal olgunluk biraz da bu ayrımları taşıyabilmektir.
“Benimle aynı değil ama beni sevebilir.”
“Benim gibi düşünmüyor ama beni duyabilir.”
“Benim kadar heyecanlanmıyor ama benim için önemli olduğunu görebilir.”
Bu cümleler, farklılığı sevgisizlik olarak yorumlamadan ilişkide kalabilmemize yardımcı olur.
PRATİK
Kendine sorabileceğin sorular
Bu konuyu kendi ilişkilerin üzerinden düşünmek istersen aşağıdaki soruları kullanabilirsin:
Karşımdaki kişiden gerçekten ne bekliyorum?
Onun benimle aynı şeyi sevmesini mi, sevdiğim şeye alan açmasını mı istiyorum?
Anlaşılmak mı istiyorum, tamamen onaylanmak mı?
Bu ilişkide gerçekten ortak alanımız yok mu?
Yoksa yalnızca benim istediğim alanda buluşamadığımız için mi ilişkiyi eksik hissediyorum?
Farklılıklarımızı neden tehdit gibi algılıyorum?
Karşımdaki insan benim dünyama ilgisiz mi, yoksa yalnızca aynı şeylerden hoşlanmıyor mu?
Onun her ihtiyacımı karşılamasını mı bekliyorum?
Ben kendi ilgi alanlarımı ve ihtiyaçlarımı başka hangi ilişkilerle besleyebilirim?
Bu ilişkide farklılıklarımızla birlikte var olabiliyor muyuz?
Dilersen şu cümleleri tamamlayarak birkaç satır yazabilirsin:
İlişkilerimde en çok beklentiye girdiğim alan…
Karşı taraf benimle aynı heyecanı duymadığında içimde oluşan duygu…
Benim için ilişkide vazgeçilmez olan ihtiyaç…
Ortak alan kurabildiğimde hissettiğim şey…
Farklılıklarımızı daha rahat taşıyabilmek için ihtiyacım olan…
Aynı olmak değil, temas edebilmek
Her farklılık ilişkiyi bozmaz.
Her ortak ilgi eksikliği bir sorun değildir.
Her konuda aynı heyecanı duymamak sevgisizlik anlamına gelmez.
Fakat birbirimizin dünyasını sürekli küçümsemek, merak etmemek ve değersizleştirmek ilişkiyi yorabilir.
Bu nedenle belki de temel soru şudur:
Benim dünyamla onun dünyası birebir aynı mı?
Değil.
Zaten olmak zorunda da değil.
Asıl soru şu olabilir:
Bu iki dünya birbirine merakla, açıklıkla ve saygıyla temas edebiliyor mu?
Çünkü her şeyi aynı sevmek zorunda değiliz.
Ama birbirimizin dünyasında neyin önemli olduğunu görmeye ve ortak bir alan kurmaya niyet edebiliriz.
Sevgiyle




Yorumlar