Ayakkabınızdaki Taşı Neden Çıkarmıyorsunuz? "Tanıdık Acı" ile Vedalaşma Pratiği
- İrem Çekiç İncesu

- 2 gün önce
- 2 dakikada okunur

Uzun bir yürüyüşte olduğunuzu hayal edin. Yol güzel, manzara akıp gidiyor ama aniden ayakkabınızın içine küçük bir taş giriyor. Mantıken yapmamız gereken şey çok basittir: Durmak, eğilip ayakkabıyı çıkarmak ve o taşı silkelemek. Ancak çoğumuz bunu yapmayız.
"Aman şimdi tempom bozulmasın", "Birazdan geçer nasıl olsa" ya da "Hedefe varmama az kaldı, idare edebilirim" diyerek yürümeye devam ederiz.
Zaman geçer.
O küçük taş her adımda topuğunuza biraz daha batar, canınızı yakar.
Ve bir süre sonra insan doğasının o inanılmaz ama bir o kadar da yorucu adaptasyon mekanizması devreye girer:
Ayağınız o taşa göre şekil almaya başlar, deriniz kalınlaşır, nasır tutar.
Acı hala oradadır ama artık "tanıdık" bir acıdır.
Sinir Sistemimizin En Büyük Tuzağı: Konfor Alanı
Peki bunu hayatımızda ne kadar sık yaptığımızı hiç düşündünüz mü? Bizi mutsuz eden o ilişkide kalmaya devam ediyoruz. Bizi her gün biraz daha tüketen, sınırlarımızı ihlal eden o insanları hayatımızda tutuyoruz.
Neden? Çünkü o taşın olmadığı bir ayakkabıyla nasıl yürüyeceğimizi unuttuk.
Sinir sistemimiz, doğası gereği bilinmezlikten çok korkar. Onun için tahmin edilebilir bir acı, tahmin edilemeyen bir rahatlıktan her zaman daha güvenlidir. O taşı çıkarmak efor gerektirir; durmayı, bağcıkları tek tek çözmeyi ve o nasırın altındaki taze, kanayan yarayla yüzleşmeyi gerektirir. Zihnimiz bu değişimden o kadar korkar ki, o taşı ayakkabımızın içinde yıllarca taşımamıza ikna eder bizi.
Ancak acı çekmeye alışmak bir kader değildir. Mindfulness (bilinçli farkındalık), bize o ayakkabının bağcıklarını çözme cesaretini verir.
Hadi şimdi, omuzlarınızdaki yükü biraz hafifletmek ve kendi "tanıdık acınızla" yüzleşmek için birlikte küçük bir pratik yapalım.
🌿 Farkındalık Çalışması: Ayakkabıdaki Taşı Çıkarma Pratiği
Bu satırları okurken, eğer mümkünse bulunduğunuz yerde sadece birkaç dakikalığına durun. Dikkatinizi ekrandan kendi içinize doğru çevirin.
1. Taşı Fark Etmek (Beden ve Zihin Taraması)
Derin ve yavaş bir nefes alın. Ayak tabanlarınızın yere temas ettiğini hissedin. Şimdi kendinize dürüstçe şu soruyu sorun: "Şu an hayatımda benimle birlikte yürüyen, bana acı veren ama varlığına çok alıştığım o 'taş' nedir?" Bu sizi aşağı çeken bir düşünce kalıbı mı? Sınırlarınızı ihlal eden bir partner mi? Yoksa kendinize söylediğiniz "Ben zaten yeterli değilim" yalanı mı? O taşı bulun ve sadece zihninizde ona bakın. Onu yargılamayın, sadece orada olduğunu kabul edin.
2. Nasırla Yüzleşmek (Şefkatli Kabul)
Elinizi kalbinize koyun. Bu taşı bunca zaman orada tuttuğunuz için kendinize kızmayın. O taşı içeride tutan siz, sadece tanıdık olanın güvenliğine sığınmaya çalışan, korkmuş bir yanınızdı. O bedeninize, o nasır tutmuş hislerinize şefkatle yaklaşın. "Bu acıya tutundum çünkü başka nasıl yürüyeceğimi bilmiyordum. Bu çok insani. Kendimi anlıyor ve affediyorum" deyin.
3. Bağcıkları Çözme Cesareti (Seçim Anı)
Şimdi zihninizde o ayakkabının bağcıklarını yavaşça çözdüğünüzü canlandırın. Bu, hayatınızda bir sınır çizeceğiniz, bir "hayır" diyeceğiniz veya size iyi gelmeyen bir döngüyü kıracağınız anı temsil eder. Taşı dışarı silkelerken derin bir nefes verin.
Evet, ilk başta o nasırın altındaki yara havayla temas edince biraz sızlayacak. Ayakkabı bir süre ayağınıza bol gelecek, adımlarınız belki biraz dengesizleşecek. Ama kısa bir süre sonra, o ağırlık olmadan yere sağlam basmanın ve kendi yolunuzda özgürce yürümenin ne kadar hafifletici olduğunu hatırlayacaksınız.
Siz, ayağınızı kanatan bir taşa katlanmak için değil; kendi eşsiz yolculuğunuzda neşeyle ve merkezinde kalarak yürümek için buradasınız.
Gökyüzü her zaman kapalı ve bulutlu olmayacak; bulutların arkasındaki güneşi ve gecenin sonundaki sabahı hatırlamanız niyetiyle... ☀️
Sevgiyle.




Yorumlar