Bir Koltuğa Sığmayan Karpuzlar ve Yorulan Ruhumuz: Neden "Dur" Diyemiyoruz?
- İrem Çekiç İncesu

- 19 Şub
- 2 dakikada okunur
Merhaba,
Bugün seninle biraz dertleşelim, biraz da omuzlarımızdaki (ya da kolumuzun altındaki) yükleri konuşalım istiyorum.
Geçenlerde bir arkadaşım bana şu soruyu sordu: "Bir kolunun altına sahiden kaç karpuz sığar?"
Atalarımız "Bir koltukta iki karpuz taşınmaz" demişler ama görselerdi halimizi, herhalde bu sözü güncellerlerdi. Çünkü ben –ve biliyorum ki birçoğunuz– hayatımız boyunca sanki birden fazla şeyi aynı anda yapmaya, her şeye yetişmeye programlanmış gibiyiz.
Kariyer bir karpuz, ev düzeni bir karpuz, sosyal hayat, aile, kişisel gelişim, spor... Derken bir bakıyoruz, kollarımız karpuz dolu, adım atacak halimiz kalmamış. Ve itiraf edelim: Bu durum bizi çok ama çok yoruyor.

Neden Kendimize Bunu Yapıyoruz? (İşin Psikolojik Mutfağı)
Peki, neden duramıyoruz? Neden o karpuzlardan birini nazikçe yere bırakmak bu kadar zor geliyor?
Bunu biraz araştırdım çünkü kendi içimdeki bu "yetememe" telaşını anlamak istedim. Psikologlar buna genellikle "Süper İnsan Sendromu" ya da "Toksik Üretkenlik" penceresinden bakıyor.
Modern dünya bize çocukluktan itibaren sinsice bir mesaj fısıldıyor: "Değerin, ne kadar meşgul olduğunla ölçülür." Eğer bir an durursak, boş kalırsak, tembel ya da yetersiz hissetmeye başlıyoruz. O karpuzları taşımak, sadece işleri halletmek değil, aynı zamanda "Bakın ben ne kadar güçlüyüm, ne kadar işe yarıyorum" demenin bir yolu haline geliyor bilinçaltımızda.
Bir diğer sebep de "Kaybetme Korkusu (FOMO)" ve "Hayır Diyememek". Bir karpuzu almazsak bir fırsatı kaçıracağımızı sanıyoruz. Ya da bir başkasını hayal kırıklığına uğratmaktan korktuğumuz için, kapasitemiz dolsa bile "Tamam, onu da hallederim" diyoruz. Ya da sadece kendimize gereksiz bir ben onu da yaparım gücüyle yük bindiriyoruz.
Yolun Yarısında Düşen Karpuzlar
Ama gerçek şu: Biz robot değiliz. Zamanımız, enerjimiz ve en önemlisi zihinsel kapasitemiz sınırlı. Ben ne kadar dönüştürmeye çalışsam da, bazen şartlar öyle bir sıkıştırıyor ki, kendimi yine o kaosun ortasında buluyorum.
Ve kaçınılmaz son gerçekleşiyor: Yolun yarısında o karpuzlardan birkaçı düşüp kırılıyor. Ya sağlığımızdan oluyoruz, ya sevdiklerimizi ihmal ediyoruz ya da yaptığımız işin kalitesi düşüyor. En kötüsü de, kendi iç huzurumuz tuzla buz oluyor.
Yeni Bir Niyet: Mindful Farkındalık Yolculuğu
İşte tam bu noktada, seninle bu blogda yeni bir sayfa açmak istiyorum. Bundan sonraki yazılarımızda sadece sorunları konuşmayacağız. Niyetimiz; hayatın koşturmacası içinde kaybolmadan, "Mindful (Bilinçli) Farkındalık" kazanmak olacak. Amacımız daha çok karpuz taşımak değil, taşıdığımız karpuzun ağırlığını, rengini, dokusunu hissederek, acele etmeden yürüyebilmek.
Bugünkü farkındalık pratiğimiz, o karpuzları kucağımıza almadan önceki "an" ile ilgili.
🧘♀️ Haftanın Mindfulness Pratiği: "Karpuz Tartma" Molası
Bu hafta senden ricam şu: Ne zaman önüne yeni bir görev, yeni bir sorumluluk ya da birinden gelen bir talep çıksa (yani sana yeni bir karpuz uzatılsa), hemen "Evet" deyip kolunun altına sıkıştırma.
1. Dur ve Nefes Al: Sadece 10 saniye dur. Derin bir nefes al ve ver. Otomatik pilotu devre dışı bırak.
2. Bedensel Tarama: Şu anki yükünü hisset. Omuzların gergin mi? Nefesin sıkışık mı? Zihnin dolu mu? Şu anki "karpuzların" sana ne kadar ağır geliyor?
3. Yeni Karpuzu Tart: Sana uzatılan o yeni görevi zihninde bir karpuz gibi canlandır. Ne kadar büyük? Ne kadar ağır? Eğer bunu alırsan, diğer kolundaki hangi karpuz tehlikeye girecek?
4. Bilinçli Seçim: Eğer gerçekten yerin varsa al. Ama eğer yerin yoksa, kendine şu izni ver: "Şu an kolum dolu. Bunu alırsam düşüreceğim. O yüzden şimdi değil."
Unutma, bazı karpuzları yere bırakmak başarısızlık değil, diğerlerini sağlam taşıyabilmek için bir zorunluluktur.
Bu hafta hangi karpuzları nazikçe kenara bırakmayı seçtin? Yorumlarda buluşalım.
Sevgi ve dinginlikle.




Yorumlar