top of page

Bir Mesaj Neden Seni Bu Kadar Sarsıyor?


Bir mesaj geç gelir.Bir ses tonu değişir. Karşı taraf eskisi kadar sıcak yazmaz. Kısa cevap verir. Eskiden hemen dönerken şimdi birkaç saat sonra yazar.


Ve bir anda zihnin çalışmaya başlar.

“Benden uzaklaşıyor mu?”

“Ben mi yanlış bir şey yaptım?”

“Artık eskisi gibi hissetmiyor mu?”

“Bu mesajın altında başka bir anlam mı var?”

“Şimdi ne yapmalıyım?”

Belki sadece bir mesajdır. Belki karşı taraf gerçekten yoğundur. Belki o an yorgundur. Belki de aranızda konuşulması gereken bir şey vardır. Ama mesele çoğu zaman yalnızca o mesaj değildir. Mesele, o mesajın sende nereye dokunduğudur.

Çünkü bazen bir mesaj yalnızca bir mesaj olmaz.Bir boşluğu, bir korkuyu, eski bir yarayı, daha önce hissettiğin bir güvensizliği uyandırır.

İşte bu yüzden bazı şeylere “fazla tepki veriyor” gibi görünürüz ama aslında içeride çok daha eski bir alarm çalmaya başlamıştır.


Tetiklenmek Ne Demek?

Tetiklenmek, yaşadığın şeyi uydurmak değildir.Bu ayrımı çok net yapmak gerekir.

Tetiklenmek, “Ben abartıyorum, o zaman hissettiğim şey gerçek değil” demek değildir. Tam tersine, hissettiğin şey gerçektir. Bedeninde olan şey gerçektir. Kaygın gerçektir. Sıkışman gerçektir. Kontrol etme isteğin gerçektir.

Ama verdiğin tepki yalnızca bugünkü olaydan değil, geçmişte öğrendiğin güvensizliklerden de besleniyor olabilir.

Birinin geç cevap vermesi bugün yaşanan bir olaydır. Ama “terk edileceğim”, “önemsizim”, “sevilmiyorum”, “beni bırakacak” düşüncesi bazen bugünden çok daha eski bir yerden gelir.


Çocuklukta görülmemek, ilişkilerde aldatılmak, duygularının küçümsenmesi, birinin bir anda uzaklaşması, terk edilme deneyimleri, belirsizlik içinde bırakılmak… Bunların hepsi sinir sisteminde iz bırakabilir.

Sonra bugün biri yalnızca kısa bir mesaj attığında bile beden şunu sanabilir:

“Yine oluyor.”

“Yine yalnız kalacağım.”

“Yine değer görmeyeceğim.”

“Yine kontrolü kaybediyorum.”

O yüzden tetiklenmek zayıflık değildir.nTetiklenmek, bedeninin bir yerinde daha önce öğrenilmiş bir korunma mekanizmasının devreye girmesidir.


Bir Mesaj Bedende Nasıl Alarm Yaratır?

Biz çoğu zaman tetiklenmeyi sadece düşünce zannederiz. Oysa tetiklenme önce bedende başlar.

Bir mesajı görürsün.

Cevap kısadır.

Ton değişmiştir.

Bir şey eksik gibidir.

Ve beden hemen tepki verir.

Göğüste sıkışma olabilir

.Mide kasılabilir.

Çene sıkılabilir.

Omuzlar gerilebilir.

Nefes daralabilir.

Kalp daha hızlı atabilir.T

elefonu tekrar tekrar kontrol etme isteği gelebilir.

Ya donarsın ya da ani bir tepki verme isteği duyarsın.

Bu noktada mesele artık sadece mesaj değildir. Sinir sistemin “tehlike var” sinyali vermeye başlamıştır.

Mindfulness burada devreye girer. Çünkü mindfulness bize şunu öğretir:Önce fark et.Hemen tepki verme. Bedenindeki alarmı tanı.Düşüncenin anlattığı hikâyeyle bedeninde olan gerçek hissi birbirinden ayır.

Çünkü tetiklendiğimizde zihnimiz çoğu zaman çok hızlı hikâye kurar. Ama beden daha dürüsttür. Beden sana “Şu an korktum”, “Şu an güvende hissetmiyorum”, “Şu an görülmeye ihtiyacım var” der.


Zihinde Ne Olur?

Tetiklenme anında zihin sessiz kalmaz. Hemen boşlukları doldurmaya başlar.

“Benden uzaklaşıyor mu?”

“Ben mi yanlış yaptım?”

“Neden böyle yazdı?”

“Şimdi ne yapmalıyım?”

“Hemen çözmem lazım.”

“Bir şey oldu ama söylemiyor.”

“Kesin benden soğudu.”

“Böyle yazıyorsa artık eskisi gibi değil.”


Bu düşünceler çok tanıdık gelebilir. Çünkü zihin belirsizliği sevmez. Belirsizlik varsa onu bir hikâyeyle kapatmak ister. Fakat tetiklenmiş bir zihin genellikle en sakin, en gerçekçi, en dengeli hikâyeyi seçmez. Çoğu zaman en korktuğu senaryoyu gerçekmiş gibi anlatmaya başlar.


Burada kendimize sormamız gereken soru şudur:


“Ben şu an gerçekten olanı mı görüyorum, yoksa korktuğum şeyi mi okuyorum?”

Bu soru çok önemli. Çünkü ilişkilerde çoğu çatışma yalnızca olan şeyden değil, olan şeye yüklediğimiz anlamdan doğar.

Karşı taraf “Tamam” yazmıştır. Sen bunu “Benden sıkıldı” diye okuyabilirsin.

Karşı taraf geç dönmüştür. Sen bunu “Artık önceliği değilim” diye yorumlayabilirsin.

Karşı taraf yorgundur. Sen bunu “Benimle ilgilenmek istemiyor” diye algılayabilirsin.

Bunlar bazen doğru olabilir, bazen olmayabilir. Ama tetiklenme anında önemli olan hemen sonuca varmak değil, kendi içindeki alarmı tanımaktır.


Davranışta Ne Olur?

Beden alarm verir, zihin hikâye kurar, sonra davranış gelir.

Bazılarımız açıklama istemeye başlar.

Bazılarımız arka arkaya mesaj atar.

Bazılarımız içine kapanır.Bazılarımız öfkeyle çıkışır.

Bazılarımız hiçbir şey yokmuş gibi davranır.

Bazılarımız karşı tarafı memnun etmeye çalışır.

Bazılarımız soğur, geri çekilir, cezalandırır.

Bazılarımız da kendi ihtiyacını hiç söylemeden karşı tarafın anlamasını bekler.

Bu davranışların çoğu aslında kötü niyetten değil, korunma ihtiyacından doğar.

Arka arkaya mesaj atmak bazen kontrol etme çabası değildir; güvence arayışıdır. İçe kapanmak bazen umursamazlık değildir; daha fazla incinmemek için korunmadır. Öfke bazen saldırı değildir; görülme ve ciddiye alınma ihtiyacıdır. Memnun etmeye çalışmak bazen sevgi değil; terk edilmemek için geliştirilmiş eski bir stratejidir.

Ama burada kritik nokta şu: Bir davranışın anlaşılır olması, onun her zaman sağlıklı olduğu anlamına gelmez.

Evet, nedenini anlayabiliriz.Evet, kendimizi suçlamadan bakabiliriz. Ama yine de kendimize şunu sorabiliriz:

“Bu davranış beni gerçekten yakınlığa mı götürüyor, yoksa daha fazla karmaşaya mı?”


Asıl İhtiyaç Ne Olabilir?

Tetiklenme anında görünen duygu ile alttaki ihtiyaç her zaman aynı değildir.

Çok düşünmek bazen netlik ihtiyacı olabilir.Açıklama istemek bazen güvence ihtiyacı olabilir.İçe kapanmak bazen korunma ihtiyacı olabilir. Öfke bazen sınır ve görülme ihtiyacı olabilir. Kontrol etme isteği bazen güvende hissetme ihtiyacı olabilir. Sürekli mesaj beklemek bazen bağ kurma ihtiyacı olabilir. “Bir şey yok” demek bazen reddedilmekten korktuğun için kendini saklama biçimi olabilir.

Bu yüzden tetiklendiğimizde kendimize kızmak yerine, daha dürüst bir yere bakabiliriz:


“Ben şu an aslında ne istiyorum?”

“Görülmek mi?”

“Anlaşılmak mı?”

“Netlik mi?”

“Güvence mi?”

“Sınır mı?”

“Yakınlık mı?”“Biraz zaman mı?”

“Kendi merkezime dönmek mi?”

Çünkü çoğu zaman ilişkilerde kriz yaratan şey ihtiyaçlarımızın olması değildir. İhtiyacımızı fark etmeden, onu dolaylı ve tepkisel yollarla anlatmaya çalışmamızdır.



Mindfulness Bize Ne Öğretir?

Mindfulness, ilişkilerde hiç tetiklenmemek demek değildir.Hiç kaygılanmamak, hiç üzülmemek, hiç öfkelenmemek de değildir.

Mindfulness, tetiklendiğin anda kendini fark edebilme kapasitesidir.

“Şu an bedenimde alarm var.”

“Şu an zihnim hikâye kuruyor.”

“Şu an hemen tepki vermek istiyorum.”

“Şu an aslında güvenceye ihtiyacım var.”

“Şu an konuşmadan önce biraz durmam gerekiyor.”


Bu duraklama çok değerlidir. Çünkü tepki ile cevap arasında küçük bir alan açar.

Tepki genellikle otomatik gelir.Cevap ise farkındalıkla seçilir.

Bir mesaj seni sarstığında hemen yazmak, hemen açıklama istemek, hemen geri çekilmek ya da hemen kendini suçlamak yerine bir an durabilirsen, ilişkinin akışını değiştirebilirsin.

Çünkü bazen en şifalı şey doğru cümleyi bulmak değil, yanlış anda yanlış yerden konuşmamaktır.


Küçük Bir Pratik: Mesajdan Önce Kendine Dön

Bir mesaj seni sarstığında, hemen cevap vermeden önce bu küçük pratiği deneyebilirsin.

Önce dur.

Telefonu elinde tutuyorsan bir yere bırak.

Ayak tabanlarını hisset.

Zeminin seni taşıdığını fark et.

Omuzlarını biraz gevşet.

Çeneni yumuşat.

Nefesini değiştirmeye çalışma, sadece nasıl olduğunu fark et.


Sonra bedenine sor:

“Alarm nerede?”

Göğsünde mi?

Midende mi?

Boğazında mı?

Omuzlarında mı?

Kalbinde mi?


O bölgeyi fark ettikten sonra kendine şu soruyu sor:

“Şu an neye ihtiyacım var?”

Hemen cevap bulmak zorunda değilsin. Sadece soruyu bedeninde gezdir.

Belki netliğe ihtiyacın vardır.

Belki güvenceye.

Belki biraz zamana.

Belki kendi kendini yatıştırmaya.

Belki de gerçekten açık bir konuşmaya.

Bu pratik, karşı tarafı anlamadan önce kendini anlamana yardım eder.

Çünkü ilişkilerde kendine dönmek, karşı taraftan vazgeçmek değildir. Tam tersine, ilişkiye daha yetişkin, daha açık ve daha dürüst bir yerden dönebilmenin yoludur.


Peki Ne Zaman Konuşmalı?

Tetiklenmişken konuşmak bazen yangına benzin dökmek gibidir. Çünkü o anda amacımız çoğu zaman gerçekten anlamak değil, içimizdeki alarmı susturmaktır.

Bu yüzden konuşmadan önce kendine şu üç soruyu sorabilirsin:

“Şu an gerçekten konuşmaya mı hazırım, yoksa sadece rahatlamak mı istiyorum?

”“Karşı tarafı duymaya açık mıyım, yoksa sadece kendi korkumu doğrulatmak mı istiyorum?”

“Bu cümleyi bağ kurmak için mi söyleyeceğim, yoksa cezalandırmak için mi?”

Bu sorular seni yavaşlatır. Yavaşlamak ise ilişkilerde çok hafife alınan bir beceridir.

Çünkü bazen bir mesajı hemen çözmeye çalışmak yerine, önce kendi içinde neyin çözüldüğüne bakmak gerekir.


Sonuç: Bir Mesaj Bazen Kapıdır

Bir mesaj seni bu kadar sarsıyorsa, mesele yalnızca mesaj olmayabilir. O mesaj belki de sende daha derinde duran bir ihtiyaca, eski bir korkuya, görülmek isteyen bir parçana dokunuyordur.

Bu kötü bir şey değil.Bu, kendini daha yakından tanımak için bir kapı olabilir.

Tetiklenmek utanılacak bir şey değildir. Ama tetiklenmeyi hiç sorgulamadan ilişkiyi yönetmeye çalışmak, bizi aynı döngülere hapsedebilir.

O yüzden bir dahaki sefere bir mesaj seni sarstığında kendine şunu hatırlat:

“Şu an sadece karşı tarafı anlamaya çalışmıyorum. Kendimi de anlamaya çalışıyorum.”

Belki de ilişkilerde en büyük dönüşüm burada başlar:Karşı tarafın ne demek istediğini çözmeye çalışmadan önce, kendi içinde neyin alarma geçtiğini fark ettiğin yerde.


Bu konuyu daha derin çalışmak isteyenlerle 7 Haziran’da “İlişkilerde Tetiklenince Kendine Dönmek” atölyesinde buluşacağız. Bu atölyede ilişkilerde tetiklendiğimiz anlarda bedeni, zihni ve ihtiyacı nasıl fark edebileceğimizi; otomatik tepkiler yerine kendimize dönerek daha sağlıklı bir ilişki alanı kurmayı birlikte çalışacağız.

 
 
 

Yorumlar


bottom of page